20 Nisan 2017

Boyoz gevrek klorak



Ben 4-5 Ocak'ta İzmirli oldum. Gelir gelmez Bayraklı adliyesi patladı, Fethi Sekin şehit oldu, sonra kar yağdı. ''İzmir'de kış bir ay sürer, kışın gölgede yürürüz, klimayla ısınıyoz o da bir ay'' demelerine rağmen geldiğim aydan itibaren inatçı bronşitle mücadele ettim. Ev soğuktu, kedim bile hapşurmaya başlamıştı ki bahar geldi.

Geldikten sonra 20 gün iş aradım, iğrenç bir eczane buldum ama iş bulmasam kalamayacaktım. İş bulunca dönüp kafesi dahil 7 kilo geldiği için uçakta kucağımda gitmesine izin verilen Kemal'i ve 25 kiloluk bavulumu aldım, 10 kilo ekstra bagajı ödedim ve yeni evime geldim. ÇOK KORKUNÇ İKİ AY GEÇİRDİM. Sonra mesul müdür oldum. Tamam sırasıyla anlatacağım. Sonuçta bir şekilde aşırı şanslıydım bakarsak; sahibinden 3+1 eve 1000 ödüyorum ve ecza deposuna mesul müdür oldum. Bir açıdan da çok şanssızdım; ev arkadaşım olarak geldiğim insanın içinden pasif agresif dev vajina çıktı ve erkek arkadaşımla saçmasapan mutualist bir ilişkileri var.. Olaylar şöyle gelişti, anlatayım:

En başından ''evi ben tutuyorum, o misafir'' mi yoksa ''beraber bir hayat mı kuruyoruz'' belirsizdi. Ona göre beraber bir hayat kuruyorduk ama galiba manevi anlamda. Paran var mı kardeş diye ona sormam lazımdı, cebinde 2000 lirayla gelip ailesinden beş kuruş alamayan biri olarak sanki anasıymışım babasıymışım gibi ultra mega duyarlılık kasmak gerekiyordu. Ben duyarlı sorumlu whatsapp grubundan 7 kişiyi organize eden kız değilim, insanları sevmem anlayın artık.1000 lira depozito, 1000 lira ilk kira peşin ödedim ve onun gelmesini bekledim. Birkaç hafta sonra lütfetti, 1600 lira harcayarak eve giriş yaptı o an tamam herhalde kararını verdi ev arkadaşım oldu dedim. Bu süre zarfında ben ailemden destek almadım, posta koymaya başlamışlardı. Toplamda o da 2000 lira harcamış oldu. Durumlar eşit.

Bu sürede korkunçlu bir eczanede kalfadan daha kötü koşullarda çalışıyordum, 9-6 ofis insanı olarak bütün gün ayakta kalmak stres altında çalışmak ölüm gibiydi ilk birkaç hafta, sonra alıştım. Akşam 8.30'da eczaneden nefret etmiş şekilde gelip sızıyordum. Sonra kız tripleri başladı, bir şekilde param yokken ve yorgunken evi YENİ GELİN evine benzetmem gerekiyordu çünkü. Kısacası para harcamam gerekiyordu, birşeyler almam gerekiyordu, gebersem de evle ilgilenmem gerekiyordu. Ölü gelin sendromu olan kızla eve çıkmıştım ve pasif agresif tavırlar başlamıştı. Bir hafta sonra düzeni daha önceden kurulmuş eski arkadaşlarının evine taşındı, herşeyin hazır olduğu. Buraya kadar da herşey normaldi çünkü ona hak vermiştim; onun da parası yoktu sabrı yoktu zamanı yoktu staja gidecekti zaten. Durumlar eşit. Hatta o haklı, beklentileri karşılanmadı.

Bir haftasonu gelip üç beş eşyasını alıp giderken bana 'seni anlıyorum' dedi. Ayrıldınız Burak'la, onu çok özlüyorsun. Ben de İbrahim'le bir gün geçirmek isterdim sadece 24 saat. Birşeye ihtiyacın olursa söyle, Burak okuldan arkadaşım okul dışında da hayatım var, arkadaşınım unutma tamam mı?

Sonra Burak'ın whatsapp'ında efsane konuşmalarını gördüm. Arkadaşım olduğunu iddia eden bu insan, yeni gittiği evindeki tek müsait kızı ayrıldığım insana satıyordu. Burak'a tokatı basıp çıktım, bir daha evinin önüne gidip İN AŞAĞI LAN İN AŞAĞI demedim, eczanede Müslüm Gürses dinleyerek çalıştım, kimsesiz kaldım.

Yalan. Kimsesiz kalamadım aslında, tek başına Alsancak'a yürüyüp haftasonu çalışabileceğim ek iş ararken çok güzel insanlarla tanıştım, barda garson olarak çalıştım, kafede garson olarak çalıştım, kaleye geçsem takımı kuracak kadar insanla tanıştım. Hayatıma devam ettim, günde 6 doz Müslüm Gürses ve Sagopa Kajmer ile. Bazen o kadar yalnızdım ki Sansar Salvo bile dinledim. Almancı rap'e düştüm, çok düştüm.

Taa ki..Burak zili çalıp kocaman gözleriyle aşağıdan bakarak merdivenden çıkana kadar.

Hiç birşey dememek için gelmişti. Değişen hiç birşey yoktu. 7 kilo vermişti. Uyuyamadığını yiyemediğini yeni iş projelerini bilmem neyi nasıl yapacağını planlarını anlattı. Bazen evin balkonuna bakıp gidiyormuş. E AMK NİYE TERKETTİN demedim. Gitti, Müslüm babayı açıp hayatıma devam ettim.

Taa ki...Birkaç gün sonra Burak aşağıdan bana seslenene kadar.

Bu defa sinirlendim. Seni istemiyorum demek için kaç defa geleceksin demek için aşağı indim. Elinde bir program, bana İngilizce dersi vereceksin dedi. O an yapmak istediğim şey elindeki programı gtüne sokmak veya bir tokat daha atmaktı ama yapamadım. Bunu anlattığım herkes bana ''sen gerizekalısın'' diyor. Canınız sağolsun. Tamam dedim. Çünkü gözleri çok yeşildi. Çok çok yeşildi. Ama hepsi buydu. Benim de gözlerim yeşil. Senden vazgeçti, sakın unutma.

BU ARADA SAÇLARI SİYAH YAPTIM DEMİŞ MİYDİM?



Instağramda takılıyorum artık, hep stories falan atıyorum, buyrun:  @gszmn







4 yorum:

ikikisilikorkestra dedi ki...

Düzenli takip ettiğim tek blogsun. Keşke hep yazsan. İzmir güzeldir.

Me Telioses dedi ki...

eski yazilarimi biri okuyor demissin ya o benim.. eski isimden cikip konak'a yururdum bi bankta son mobil veriyle okurdum simdi evde tavana bakiyorum, ölmeden bir yaz gelse bari. keske izmir'de olsan, geldiginde haber verecek kadarcik guvensen.

hindiba dedi ki...

az önce instagramdan takip talebinde bulundum. daha bir kac ay önce sakasini yapmistim instagramda; "eskiden bloglardan tanigim herkesi sonunda instagramda buluyorum, ne güzel, gasilhane'de buralarda deyin, tam olsun" demistim. sonra cok sıkıldıgım icin adımla sanımla actigim o hesabımi deaktive ettigigim icin bu baska bir isimde ... yani iste... ay ne uzun anlattim... kabul edersen.

Me Telioses dedi ki...

ama takip etmedin ya görmedim:((((( ya nerdesin?